Denimin Hikayesi
DENİMİN BÜYÜLÜ HİKAYESİ…

Jean kelimesinin kökeni kesin bir dayanağa sahip değil. En yaygın görüşe göre, bu pantolonlar ilk defa Cenovalı denizciler tarafında giyilmiş ve Cenevizli anlamına gelen “Genoese” veya “Genes” kelimelerinden türetilmiş.
O dönemde “jean” Cenovalıların giydiği pantolonlarda kullanılan kumaşa verilmiş bir isimdi. Denim kumaşı iş kıyafetlerinde sıkça kullanılmaya başlanınca, öncekilerle aynı görünüme sahip pantolonlar da “jean” olarak adlandırıldı.
Nitekim 1925’lerde çok popüler bir iş kıyafetleri markası “Can’t Bust’em”in üreticisi Eloesser-Heynemann firması, askılı siyah işçi tulumlarını “Frisko Jeens” adıyla pazarlıyordu.
Bir başka rivayet, “denim” kelimesinin Fransız kentlerinden Nimes’de üretilen “serj” (serge) kumaştan türediğidir. “Serge de Nimes” olarak bilinen ve denimin tipik özelliği olan gabardin örgüye sahip bu kumaşın o dönemde yün ve ipekle karıştırılarak dokunduğu ve günümüz denimiyle ilgisi olamayacağı düşünülür.
1600’lerin İngiltere’sinde, yine gabardin örgülü bir başka kumaşın “De Nim” adı altında satıldığı, ancak bunun satışını daha ilginç kılması için uydurulmuş Fransızca bir isim olduğu söylenir.
Günümüzde tanıdık olduğumuz denim kumaşından yapılan blue jeanlar; o zamanki adıyla “waist overall” ya da askılı iş tulumlarının tarihi 1873’lere kadar uzanmakta. İlk jeanler tamamen ihtiyaçtan ortaya çıkmıştı ve Kaliforniya’daki altın madenlerinde çalışanların dayanıklı, ve rahat giysi ihtiyacını karşılıyordu. Madencilerin alet çantaları kadar önemli bir yere sahiptiler.
“Can’t Bust’Em” markası Levi’s markasından en az 10 yıl kadar önce jean üretmekte ve satmaktaydı.
Ancak jean’in tarihi dönüm noktası, Levi Strauss ile Nevada’lı bir terzi olan Jacob Davis’in işbirliği oldu. 20 Mayıs 1873’te Strauss ve Davis, Amerikan Patent Bürosundan #139,121 no’lu patenti “Ceplerin tutturulmasıdaki iyileştirme” uygulaması için aldılar. Dikişe ek olarak bakır perçin (rivet) ile tutturulan cepler, işçilerin temel giysisi olan jean pantolonların dayanıklılığını artırmıştır ve bir devrim niteliği taşır.
1800’lerin sonları ve 1900’lerin başlarında Amerikan piyasasında jean pantolonları ve tulumları ile en çok bilinenler; Eloesser-Heynemann’ın ürettiği Can’t Bust’Em (1851), Levi Strauss & Co’nun ürettiği Levi’s (1873), Hamilton Carhartt’ın ürettiği Carhartt (1884), Neustadter Brothers’ın ürettiği Boss of the Road (1800’lerin sonu), Hudson Overall Co.’nun ürettiği Blue Bell (1904), H.D. Lee Mercantile Co.’nun ürettiği Lee (1911), Brownstein, Newmark & Louis’in ürettiği Stronghold (1900’lerin başı) ve Blue Bell’in ürettiği Wrangler’dır (1919).
Bugünün bazı popüler markalarını geçmişi çok eskilere dayanır. 1913’te Lee markası Union-alls adı altında bilinen ilk komple işçi tulumunu piyasaya sürdü. O kadar popüler oldu ki Birinci Dünya Savaşı sırasında Amerikan ordusundaki piyadelerin resmi kıyafeti olarak kullanılmaya başlandı.
1929’daki “Büyük Buhran” ile beraber Amerika’daki denim kullanımı daha da arttı, insanlar neredeyse jean tulumlarından başka bir şey giymez hale geldiler. Bunun nedeni ofis işlerini kaybeden insanların geçimlerini sağlayabilmek için kol kuvveti gerektiren işlere yönelmeleriydi.
1930’larda western filmleri ve temsil ettiği kovboy hayatına duyulan ilgi, jean’e olan ilgiyi daha da artırdı. Blue jean artık bireyselliğin ve bağımsızlığın en önemli simgesi haline gelmişti.
II. Dünya savaşı ile beraber Amerikan askerleri blue jean’i Avrupa’ya da tanıtmaya başladılar. Özellikle western filmlerinde kovboyların üzerinde gördükleri blue jean’leri bir Amerikan askerinin üstünde görmek ve dokunabilmek pek çok Avrupalı için çok cazip bir hal almış, bu ilgi bedeli ne ise ödeyip, askerlerden ilk gördükleri yerde üstlerindeki pantolonları satın almaya kadar varmıştı.
Savaş sonrası dönemde, sadece işçi kıyafeti olarak değil, rahat ve günlük bir giysi olarak blue jean kabul görür oldu. Özellikle motosikletçiler tarafından benimsenen blue jean, özgür, çılgın sorumsuz ve asi hayat tarzının sembolü oldu. 1954’te Marlon Brando, 1955’te ise James Dean birer sinema ikonu haline gelirken, üzerlerinde deri ceket ve blue jean pantolon vardı. 1957’de “Jailhouse Rock” filminin dans sahnelerinde Elvis Presley’in giydiği denimden hapishane üniforması ile yaptığı dans Amerikan toplumunun muhafazakar kesiminde büyük tepkilere yol açtı. Pek çok okul blue jean’in giyilmesini yasakladı ancak bu durum blue jean’e olan ilgiyi daha da körükledi.
1950’lerde blue jean Amerika’da yaygınlaşmaya devam ederken, düğmeler yerine fermuar kullanılmasıyla önemli bir yenilik yaşandı.

1960’larda Levi’s firması “askılı tulum” anlamındaki “waist overalls” yerine “jeans” ifadesini benimsedi ve bu şekilde tanıtmaya başladı. Dönemin genç nesli bu ismi uzun zamandır kullanmaktaydı ve Levi’s firmasının da bunu benimsemesi popülaritesini artırdı. Aynı dönemde kadın giyiminin de vazgeçilmez bir parçası haline gelmeye başladı blue jeanler.
1950’lerde daha koyu renklerde ve dar, kısa paçalar ,1960’larla beraber İspanyol paçalar popüler oldu. Özellikle bu tarzın doğuşu bol pantolonların çok hızlı bir şekilde çıkarılabilmesi ve Hippy akımının getirdiği liberal hayat tarzına kolaylık sağlamasına bağlanır.
Blue jean’in tasarımcı modasının bir unsuru haline gelmesi Ocak 1971 Vogue dergisinin kapağında yer alması ile başlar. Dönemin tasarımcıları Bill Blass, Calvin Klein, Gloria Vanderbilt vb. koleksiyonlarında denimden yapılmış ürünlere yer vermeye başladılar. Vanderbilt ve CK’ın öncülüğünde gelişen tasarımcı denimleri, 1980’lerde Jordache, Guess, Sassoon, Sergio Valente gibi markaların da piyasaya girmesine önayak oldu.
1974’te Lee ilk “pre-washed” jeanleri piyasaya sürerken müşterilerin daha yumuşak kumaş ve konfor talebine cevap veriyordu. 1973’te bir deney olarak başlayan ön yıkama ve yumuşatma işlemi Lee firması için 1982’de milyonlarca dolarlık bir iş kolu haline gelmişti.
Taş yıkama ve asit yıkamanın yanı sıra golf topları, eski ayakkabılar, taş parçaları, araba lastiği parçaları ve akla gelen her tür farklı materyal ile yıkama denemeleri yapılmaya başlandı. Amaç, eskitilmiş görüntülü ve özel görünümlü ürünler ortaya çıkarabilmekti. Tüm bu deneysel metodlar içinde en çok işe yarayan yöntem, günümüzde de kullanılan ponza taşı ile yıkama olmuştur.
İlerleyen dönemler denime sürekli farklılar getirirse de, değişmeyen tek şey yediden yetmişe, evden iş yerine, her yaşın ve ortamın “vazgeçilmezinin” blue jean olduğudur.

Denim kumaşlar Amerika’da 1780’ler itibariyle dokunmaya başlanmıştı ve dayanıklılığı ve rahatlığıyla çabuk benimsenmişti. Aynı dönemde Amerikan ekonomisinin en önemli gelir kaynağı pamuk üretimiydi. Bu durum hem endüstrinin hızlı gelişimine ön ayak oldu hem de ham maddenin kolayca temini denim üretiminde avantaj sağladı.
1900’lerin başına kadar denim kumaşlara mavi renk “indigofera” bitkisinden elde edilen doğal indigo boyası ile verilmekteydi, yani bildiğimiz çivit. Bu dönemde Alman BASF firmasının geliştirdiği sentetik indigo boya kullanılmaya başlanmasıyla, 1913’e gelindiğinde doğal indigo kullanımı neredeyse ortadan kalktı.
Günümüzde ise doğal indigo, çevreci yaklaşımlarla tekrar popülerlik kazanmış durumda. Bossa Denim de 100% ekolojik kumaş koleksiyonu olan Re.Set’te doğaya olumsuz etkisi bulunmayan onaylı sentetik boyalar veya 100% doğal bitkisel indigo boyası kullanır.
1950’lerde Wrangler denimde siyah renk de kullanmaya başladı. 1960’larda streç denim pazara girdi.1970’lere gelindiğinde denim talebi o kadar artmıştı ki, Amerikalılar daha geniş enli ve daha hızlı kumaş dokuyan teknolojilere yöneldiler. Tüm eski tezgahlar ise Japonlar tarafından satın alındı. Bugün Japon denimleri, eski otantik denimlere en uygun üretilen kumaşlar olarak sektörde ayrı bir yere ve prestije sahiptir.
Türkiye’de denime baktığımızda; Adana’da faaliyete geçtiği 1951’den beri, tekstilde ilk akla gelen kuruluş olan Bossa, 1983’lerde denim üretimine başlamış, sadece yurt içinde değil global pazarda da önemli oyunculardan biri olmuştur.
Dünyanın her hangi bir yerinde, her hangi önemli bir markanın blue jeanini satın aldığınızda kumaşının Bossa’dan tedarik edilmiş olmasına şaşmamak gerek.
H&M’den Nudie Jeans’e, Topshop’dan M&S’e, Replay’den Diesel’e, Citizens of Humanity’den G-Star’a, Zara’dan Massimo Dutti’ye, Dolce & Gabanna’dan Armani Exchange’e, Levi’stan Acne’ye her yerde her sezonda Bossa’nın Adana fabrikalarında üretilen kumaşlarından yapılmış blue jean’lere rastlamak mümkün.